tektaş pırlantanın anneler gunu hediyesi olarak pazarlanması

En vahşi kapitalizmin yaşandığı Amerika’da bile bu tonda bir reklam çıkmamıştır.

Muhalif dergi Adbusters’a ciddi bir makale konusu olacak nitelikte söz konusu reklam.

Geçenlerde gene zaplarken nasıl olduysa boş anıma denk geldi ve o reklam karşısında kilitlendim kaldım.

Küçük bir çocuk, sekiz, dokuz yaşlarında...

Anneler günü hediyesi için babasına ağlak yapıyor...

“Küçücük bişi’” istiyor.

Bir tektaş!

Bu reklamı izleyinceye kadar, bir tektaşın ne kadara alınabileceğine dair hiçbir fikrim yoktu.

3 milyar, 5 milyar 20 milyar 60 milyar?...

Gerçekten bir fikrim yoktu.

Açıp sordum eşe dosta ama etrafımda da pek bilen yoktu.

Açıkçası zorlandım

5 milyarmış ortalaması; malum kalitelisi var, patlağı var... Yani bi’ milyara da var milyon dolara da...

Şimdi...

O yaştaki bir çocuğa anneler gününde tektaş yüzük aldırma fikrini bulan pazarlama dehasını saygıyla selamlıyorum.

Bu çocuk sekiz yaşında annesini tektaş yüzükle mutlu edeceğini öğrenecek.

Güzel!

Oturdum üşenmedim, hesapladım, oranladım ve bu çocuğun geleceği ile ilgili birtakım sonuçlara ulaştım.

Eğer bu çocuk sekiz yaşında tektaş yüzük manyağı olmuşsa, o zaman biraz büyüyüp ilk manitasını yaptığında sevgilisine uzay gemisi alması gerekiyor.

Biraz daha büyüyüp evlenmeye karar verdiğinde de düğün hediyesi olarak da savaş çıkartıp ülke işgal etmesi gerekiyor.

Yaptığım hesaplamaların hatasız olduğundan eminim!

Geyiğe ve klişeye sarıp “gelin çiçek derelim, annemize verelim”den uzak durmak niyetindeyim.

Ama şunu sormak istiyorum, insanlık tarihinde hangi anne çocuğundan tektaş yüzük istemiştir?

Ve hangi yaratıcı zeka, tektaş yüzükle küçük bir çocuğu aynı kadraja almıştır.

Usame Bin Ladin’i de Gucci iç çamaşırı lansmanında kullansınlar o zaman!

Tamam, biliyoruz tüketim günümüz toplumunun mazotu benzini; çarkların dönmesi gerekiyor ama bu kadar de değil.

anneler günü ve tektaş pırlanta

Anneler zaten tek taştır
Yutkunamıyorum, tıkanıyorum…

Yok yok ağlamıyorum, ama tahammül edemiyorum,

Anneyim.

Tek taşa indirgenmiş bir anne değilim ki, hiçbir anne değil ki…

Sevgililer Günü, Babalar Günü, Kadınlar Günü ve nihayet Anneler Günü…..

Bugünlerin tek ortak özelliği belki de tüm dünyanın kabul ettiği gibi ticari bir alana ve hizmet eden ‘yaratılmış’ günler olmasıdır.

Fakat içlerinden Anneler Günü’ nün diğerlerine attığı büyük bir fark vardır. Evet, Babalar Günü bile bu farkı pek atamaz çünkü baba her ne kadar ‘baba’ ise de anne farklıdır.

Anneler Günü’ nün attığı büyük farka gelelim;

…….Günü kalıbı içinde yer alan anne kelimesi ticari bir gün olma halini ortadan kaldırmasa da, bize ‘ aman yeter ki bu özel gün kutlansın da ticaret nemalansın ne var ? ‘ dedirtebilen, hediye almanın bu kadar sırtımıza yük hissetmediğimiz, hediye beklentisi duyan ilgili kişiyi (anneyi) yadırgamadığımız yegâne gündür.

Anne öyle kutsaldır ki; bu gün onlar için icat edilmemiş olsa idi bile; ‘ana’ olmuş her kadının kendi hayatlarında ‘iyi ki varsın, iyi ki annemsin, harika bir annesin! ‘ cümleleriyle kutlanmaya devam edegeldiği ve edeceği kesin olan bir müessesedir.

Dolayısıyla tamam, bu ticari günü benimsedik, en küçük yerleşim birimindeki bir ilkokul öğrencimiz bile annesi için ipe boncuk diziyor kolye yapıyor, bunu hediye ediyor bu olay bile anneler günde hediye alınmasının müthiş bir toplumsal benimsenmesidir.

Fakat bu tek taş pırlantanın anne’ in olmasa olmazları arasında olduğu, muhakkak alınması gerektiği ve buna benzer cümleleri sürekli vaziyette etrafta ticari bir şekilde sıkça duydukça bende kendi annelik serüvenimdeki hoş ilerleyişimden sıyrılıp iki çift laf etme ihtiyacının hâsıl oldu.

Uzun süredir bu tek taş mevzuu bir moda halinde kadınların yüreğinden vurmaya devam ediyor ama, konu anneliğe gelince orada kaldım.

Çünkü bir anne hediye almalı hem de kesinlikle almalı, senede bir gün değil mümkünse her gün…

Bununla ilgili ne kadar kampanya varsa bende varım onlarla, nevresim, şekerlik, hatta mutfak robotu… Babalarıyla harçlık ortaklığı suretiyle hediye almaları o çocukları daha bir şirin gösteriyor ama ‘ baba hadi anneme tek taş alalım lütfen!’ değil…

Bir demet papatya, ertesi sabah anneye hazırlanmış kahvaltı ve nihayet yanağa kondurulan bir öpücük, neredesiniz?

Biliyorum bunu yapacak olan çocuklar var ve hala bu düşüncelerle onları yetiştiren anneler de var…

Ben aslında o kadar olumlu bakıyorum ki; tek taş bir kadına yakışır hadi gidin alın olayına kesinlikle varım ve kesinlikle çok da yakıştırıyorum sahiden o nazik ellerimize…

Benim kesinlikle yakıştıramadığım; böyle güzel bir günün bir mücevher ile taçlandırılmazsa anlamını bulamayacağının türlü şekillerde insanlara cümlelenmesi.

Unutmayalım;

Mücevher olan anneler zaten güzelken mücevher katkısıyla güzelleşebilirler biraz daha belki fakat

Onlar çoktan gece içgüdüsel olarak kalkıp çocuklarının üstlerini örttüklerinde Tanrı’ nın taçlandırdığı bir değer olmuşlardır.

Tek taşımı kendim aldım tek başıma kazıklandım

Tek taş pırlanta, özel günlerde en çok hediye edilen ürünlerin başında geliyor. Pırlanta pazarlayan firmaların özellikle televizyon dizilerine sponsor olmalarının ardından yaygınlık kazanan ‘tek taş’ pırlanta, neredeyse altının yerini almak üzere.

Hatta Nil Karaibrahimgil’in ‘Sağ eller havaya/Pırlantalar buraya/Tek taşımı kendim aldım, tek başıma kendim taktım/Girmesinler havaya” parçasıyla birlikte pırlantanın parmaklardan sonra dillere düştüğü bile söylenebilir. Peki sevdiği insana ya da kendisine pırlanta almak isteyenlerin güvenli bir alışveriş yaptıklarını, tabiri caizse ‘kazıklanmadıklarını’ söyleyebilir miyiz? Aldığınız pırlantanın ne kadar değerli olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?

İşte bütün bu soruların cevabını merkezi New York’ta bulunan International Diamond Laboratory (IDL) şirketinin İstanbul’daki lisanslı laboratuvarında bulmanız mümkün. Şirketin dünyada izin verdiği tek kişi olan İstanbul doğumlu Martin Metin’in Cağaloğlu’nda açtığı Uluslararası Pırlanta Laboratuvarı, pırlantalara uluslararası geçerliliği olan sertifika veren tek yer. Belçika’da altı ay Gemoloji (değerli taş bilimi) üzerine, ardından ABD’de elmaslar üzerine eğitim alan ve sonrasında da Marmara Üniv. Takı Tasarım Meslek Yüksekokulu’nda öğretim görevlisi olarak çalışan Metin, Dokuz Eylül Üniversitesi ile bir protokol yaparak, kuyumculara özel bir kuruluş bünyesinde eğitim veren bir isim. Bu eğitimlerde 2 yıl içinde 1.500 kuyumcuya pırlanta eğitimi veren Metin, şimdi iki ortağıyla birlikte kuyumculardan gelen pırlantalara değer biçiyor ve taşların karnesini veriyor. Aldığınız bu sertifika yardımıyla pırlantanın fiyatını oluşturuyorsunuz. Artık dünyanın neresine giderseniz gidin taşınız bu değer üzerinden işlem görüyor.

Şu an sadece kuyumcuların rağbet gösterip değer analizleri yaptırdıkları bu laboratuvarda kuyumcuların çok büyük hayal kırıklığı yaşadıklarını söyleyen Metin, “Getirdikleri pırlantaların çoğu değerinin altında çıkıyor. Hatta pırlanta diye aldıklarının çoğu pırlanta çıkmıyor, sahte çıkıyor. Ya da laboratuvarda oynanmış, kalitesi artırılmış taşlar geliyor. Piyasada sertifika ile satılan ve bana ulaşıp incelediğim pırlantaların doğruluk payı yüzde sıfır. Ben yazılan değerlerin aynı olduğu bir taşa henüz rastlamadım. Belki çok ahlaklı kuyumcular Anadolu’da vardır; ama yazık, pırlanta alanlar kazıklanıyor.” diyecek kadar da iddialı konuşuyor.

8 ay önce açılan firmalarında yaklaşık 1.000 pırlantaya sertifika verdiklerini söyleyen Martin Metin, bu süre içerisinde satılan pırlanta sayısının milyonu bulmuş olacağına dikkat çekiyor. “Son kullanıcının pırlantanın değerini anlama şansı yok, onlar için üzülüyorum. Esnafa güvenmek zorundalar.” diyen Metin, Türkiye’de pırlanta alanında birçok suistimal olduğuna dikkat çekiyor. Perakendecilerin kendi sertifikalarını kendilerinin verdiğini, bunun ise sadece kendi mağazalarında geçerli olduğunu söyleyen Metin, “Bunun önüne geçip uluslararası nitelik ve çapta, her yerde geçen objektif bir sertifika vermek istiyoruz.” diyor.

Kendilerine kuyumculardan gelen pırlantaların renk, temizlik, ağırlık ve kesim ölçümlerini uluslararası standartta yaparak vakumlu özel bir güvenlik sistemiyle ve sertifikalarıyla birlikte sunan dört kişilik IDL ekibi, elmas konusunda uzmanlığa sahip. Pırlanta konusunda müşterilerde yeni yeni bilinçlenme olduğunu belirten Martin Metin, kuyumcuların bazılarının müşteri talep edince çok az kısmının da güven satmak için sertifika almaya geldiklerini ifade ediyor. Kuyumculara tek veya toplu olarak bir hafta süren pırlanta eğitimi kursları da veren Metin, “Ben istesem tüccar da olurdum. Ama idealist davrandım. Eğitim veren tek kuruluşuz. Eğitim fiyatı kişi başı 400 dolar. Buradaki eğitimde sahte ve gerçek pırlanta ayrımı yapılabilir. Fiyatı biraz tahmin edilebilir.” diyor.

takının tarih yokculuğu ve tanımı

Takı, tarihin çok eski zamanlarından bu yana insanoğlunun hayatında önemli bir yere sahip olmuştur. Eski zamanlarda daha çok pratik amaçlarla gündelik hayatımızda yer alan takı ve aksesuarlar, günümüzde daha çok güzellik unsuru olarak kullanılmaktadır. Sözgelimi, önceleri iki kumaş parçasını tutturmak için kullanılan parçalar günümüzde daha çok dış görüntünün bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlk takı ve aksesuar malzemelerini kemik, hayvan dişleri, deniz kabuğu, ahşap ve taş oluşturuyordu. Takı, tarihte toplumda önemli yere sahip kişiler için yapılıyordu ve bu takılar onların sosyal statülerini gösteriyordu. Geçmişte, çoğu kültürde, takıların ölen sahipleriyle beraber gömüldüğü görülmüştür.

Takı ve aksesuar ürünleri, doğada bilinen tüm maddelerden yapılabilmektedir. Takı, saçtan ayak parmağına kadar vücudun her noktası için süslenme amacıyla kullanılabilir.

(2) -Takının İlk Kullanım Amaçları
Takı, dünden bugüne birçok amaca hizmet etmiştir. Kimi zaman maddi varlık göstergesidir takı, kimi zamansa sahibini kötülüklerden koruyan bir tılsım. Kimi zaman sosyal statüyü belli etme aracıdır, kimi zamansa elbisemizi süsleyen bir broş. Şüphesiz ki, günümüzde süslenme amacıyla kullanılması diğer tüm amaçlardan baskın çıkmıştır. Modern dünyada takı, güzelliği tamamlayan bir unsurdur.

Geçmişten günümüze bir yolculuk yaparsak, birçok kültürde değerli takı ve mücevherlerin maddi zenginlik olarak saklandığı bilinmektedir. Bunun yanında, takı, evlilik aşamasında, aileler arasında çeyiz olarak alınıp verilmektedir.

Takının gündelik hayatta pratik amaçlarla kullanımı geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. Ancak, önceleri pratik amaçlarla kullanılan broş ve kemer tokası gibi aksesuar ürünleri zamanla süs eşyası olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Takı, belli bir gruba bağlılığı da gösterebilir. Hristiyanlar’ın taktığı haç ve Museviler’in taktığı köşeli yıldız hangi dine mensup olunduğunu göstermek için kullanılır. Nikah yüzüğü de kişinin evli olduğunu göstermek için günlük hayatta kullanılan takı çeşididir.

İnsanoğlu, musibetlerden ve belalardan korunma amacı ile de birçok takı çeşidi kullanmıştır ve günümüzde de kullanmaya devam etmektedir. İlkel kabilelerde kullanılan hayvan figürleri şeklinde takılar kötü ruhlardan korunma amacını güder. Müslüman toplumlarda kolye şeklinde takılan “Ayet el Kursi” de insanların kaza,bela ve kötülüklerden korunma ihtiyacını gidermeye yönelik bir araçtır.
Takının süslenme amaçlı kullanımı 19. yüzyılda diğer kullanım amaçlarına daha baskın çıkmaya başlamıştır.

(3) - Takının Geçmişten Günümüze Yolculuğu

Takı sanatlarının ortaya çıkışı 5000 sene öncesine rastlar. İlk olarak uygarlıkların beşiği Mezopotamya’da bir meslek olarak doğduğu düşünülmektedir. Takılar birçok medeniyette kişinin kimliğini yansıtmış adeta onlarla özdeşleşmişlerdi. Hatta birçok kültürde takıların ölen sahipleriyle beraber gömülmesi çok sık rastlanan bir durumdur.

ESKİ MEDENİYETLERDE TAKI

(1) - Mısır’da Takı Sanatı

Takı, Mısır’da toplum içinde gücü ve dini otoriteyi sembolize ederdi. Varlıklı Mısırlılar takılarını yaşarken kullandıkları gibi ölünce de takılarıyla beraber gömülürlerdi. Ancak mezar soyucuları yüzünden bu takıların çok azı günümüze kadar ulaşabilmiştir.
Takının rengi eski Mısır’da çok önemliydi. Çünkü değişik renkler değişik anlamlara gelebiliyordu. Mesela mumyanın boynundaki İsis’in kolyesi kırmızıydı, bu İsis’in kana olan ihtiyacını gösteriyordu. Yeşil takı ise verimliliği temsil ediyordu.

(2) - Mezopotamya’da Takı Sanatı
Yaklaşık 4000 yıl kadar önce takı yapımı Sümer ve Akad şehirlerinde önemli bir zanaatti. Bunun hakkında en önemli kanıt “Ur Kraliyet Mezarlığı”dır. Yapılan arkeolojik kazılarda M.Ö. 2300-2900 tarihlerinden kaldığı düşünülen gömüler bulunmuştur. Mezarlıktan değişik mücevher taşlarından yapılmış çok sayıda kolye ve iğneler çıkarılmıştır.
Mezopotamya’da hem kadınlar hem de erkekler takı ve aksesuar kullanıyordu. Bunların içinde halhal ve çok halkalı kolyeler de bulunmaktaydı. Takılar ince metal yapraklardan ve parlak renkli taşlardan yapılmaktaydı. Takı ve aksesuarlarda en tercih edilen desen ve şekiller yaprak, helezon ve salkım şekilleriydi. Takı hem insan kullanımı hem de statü ve idolleri süslemek için kullanılmaktaydı. Mezopotamyalılar ayrıca birçok metal işleme tekniği de geliştirmişlerdi.

(3) - Eski Yunan Medeniyeti’nde Takı Sanatı
Eski Yunan’da takı çok özel günlerde seyrek olarak kullanılırdı. Genellikle hediye amaçlı ve kadınlar tarafından güzelliklerini ve sosyal statülerini göstermek için kullanılırdı. Takı ve aksesuarların sahibini “takı”dan ve kötülükten koruduğu veya sahibine doğaüstü güçler kattığı düşünülürdü. Ayrıca dini sembol olarak da insan hayatında yerini almaktaydı. Daha eski zamanlardan kaldığı düşünülen takı ve aksesuarların tanrılara adandığı tahmin edilmektedir.
Eski Yunan’da da takı ve aksesuarlar ölen kişiyle beraber gömülüyordu. Ama burada amaç Eski Mısır’daki gibi ölen kişinin eşyalarını ölümden sonraki yaşxxx götürmesi için değil, ölen kişiyi onurlandırmaktı.

(4) - Eski Roma’da Takı Sanatı

Romalılar, takı ve aksesuar yapımında Avrupa kıtasındaki zengin kaynaklardan faydalanabiliyorlardı. Altın kullandıkları gibi, bazen bronz ve daha eski zamanlarda da cam boncuklar ve inci kullandıkları da görülmektedir. Yaklaşık 2000 yıl kadar önce Sri Lanka’dan safir ve Hindistan’dan elmas ithal ettiler. Romalıların yönetimindeki İngiltere’de, fosilleşmiş ağaç kabukları mücevher parçalarına dönüştürülüyordu.
Eski Yunan’da olduğu gibi Eski Romalılar’da da takının nazardan korunma amaçlı kullanıldığı görülmekteydi. Kadınların değişik çeşitte mücevher kullanmasına rağmen erkekler sadece yüzük takabiliyordu. Hem erkekler hem de kadınlar yontulmuş taştan yüzük takıyorlar ve bunları önemli belgelerde mühür olarak kullanabiliyorlardı. Bu gelenek Orta Çağ kral ve asilleri tarafından da devam ettirildi.

(5) - Orta Çağ’da Takı Sanatı
Roma sonrası Avrupa, takı yapma sanatını ilerletmeye devam etti. Düğmeler, lıklar ve mühür yüzükleri bizim bildiğimiz eserlerdendir. 8. yüzyılda değerli taş işlenmiş silahlar erkekler arasında yaygındı. Öte yandan diğer mücevher çeşitleri kadınların kullanım alanındaydı. 6. ve 7. yüzyıla ait mezarlardan çıkarılan gömüler bunun en açık göstergesidir. “Chalon-sur-Saone” yakınlarında bulunan bir mezardan o tarihlerde ölen bir genç kızın kolye, bilezik, altın küpe, bir çift saç firketesi, tarak ve saç tokasıyla beraber gömüldüğü anlaşılmıştır. Bu da takının Orta Çağ’da insan hayatındaki önemini göstermektedir.

Roma’nın doğudaki halefi Bizans’ta da Romanın takı yapma ve mücevher işleme teknikleri devam etti. Batı’da olduğu gibi Bizans’ta da mücevher, varlıklı aileler tarafından takılıyordu. O çağın diğer kültürleri gibi ölen insan takılarıyla beraber gömülüyordu.

(6) - Asya’da Takı Sanatı
Asya’da takı yapımı, Çin’de 5000 sene kadar önce, Indus Vadisi’nde ise daha sonraki zamanlarda başladı. Anlamını dini öğelere dayandıran Asya’da takı, oldukça dekoratif olmakla beraber, sıklıkla törenlerde kullanılmak üzere yapılmaktaydı.

(7) - Çin’de Takı Sanatı
Takı yapımına en erken başlayan toplum, Çin toplumudur ve takı yapma geleneği 5000 sene öncelerine dayanır.
Tasarımlar genelde dini unsur ağırlıklıydı ve Budizm sembolleri içermekteydi. Bu gerçek günümüze kadar devam etmiştir.
Çin’de takı, hem kadın hem de erkeğin hayatında yerini almaktaydı. Her takı kişinin asaletini ve maddi zenginliğini göstermeye yarayan bir araçtı. Bununla beraber daha sonraki yıllarda takı daha çok güzellik unsuru olarak kullanılmaya başlandı.
Çin’de kullanılan ilk takı unsuru küpeydi ve hem erkek hem de kadın tarafından takılmaktaydı. Nazarlık/tılsım kullanımı da yaygındı ve genelde Çin’e özgü bir sembol veya ejderha içeriyordu. Ejderhanın yanında Anka kuşu motifleri de takılarda sıkça kullanılan motiflerdi.
Çinliler de ölüyü takılarıyla beraber gömme işlemi yapılıyordu. Bu, yapılan arkeolojik kazılarda ispatlanmıştır.

(8) - Hindistan’daTakı Sanatı
Takı yapımına ilk başlayan toplumlardan biri İndus Vadisi Bölgesi insanları idi. M.Ö.1500 yıllarında altın küpeler ve kolyeler, boncuktan kolyeler yapıyorlardı. M.Ö. 2100 senesinden önce metal, takı yapımında sıkça kullanmadan önce, bölgede en fazla boncuk ticareti yapılıyordu. Boncuk, basit teknikler kullanılarak imal ediliyordu. Boncuk imalatçısı ilk başta doğulu bir taş tüccarından sert bir taş temin ediyor, bunu kızgın fırında koyu kırmızı olana kadar ısıtıyordu. Kırmızı taş daha sonra doğru ölçüye gelene kadar yontuluyordu. Bundan sonraki aşamada ise ilkel delgeçlerle boncuğun üzerinde bir delik açılıyor ve parlatılıyordu. Bazı boncuklar desenlerle de süsleniyordu. Bu zanaat biçimi ailede kuşaktan kuşağa aktarılıyor, genç nesiller erken yaştan başlayarak boncuk yapımını öğreniyorlardı.
Hindistan’da takının ağırlıklı olarak kadınlar tarafından kullanılmış olduğunu görüyoruz.
Diğer birçok kültürden farklı olarak Hindistan’da takı hiçbir zaman ölülerle birlikte gömülmezdi. Bunun yerine, miras olarak çocuklarına bırakılırdı.
Zamanla takı yapım teknikleri çok ilerledi ve bu da daha kompleks takı yapımını kolaylaştırdı. Kolyeler değerli taşlarla ve yeşil taşlarla süslenmeye başladı.

Günümüzde, Hindistan’da geleneksel takı yapımı sürdürülmektedir ve takı tören ve nikahlarda yaygın olarak kullanılmaktadır.

(9) - Amerika’da Takı
Takı yapımının Amerika’da 5000 sene önce Orta Ve Güney Amerika’da ortaya çıktığı görülmektedir. Aztekler’de mücevher sadece asiller tarafından takılıyordu ve takıları onların makamını, gücünü ve varlığını gösteriyordu. Aztekler yaygın olarak altın mücevher işliyorlar ve bunları kuş tüyüyle süslüyorlardı.
Süslenme ve statü göstermenin dışında Aztekler takılarını adak olarak Tanrılara sunuyorlardı. Bunun onları yatıştırdığını düşünüyorlardı.
Mücevher ve takı yapımında uzman bir diğer Amerikan medeniyeti Mayalar’dı. Medeniyetlerinin doruğuna ulaştıkları zamanda, yeşimden, altından, gümüşten, bronzdan ve bakırdan takı yapıyorlardı. Maya tasarımları da Aztekler’in tasarımlarına benziyordu.
Mayalar değerli taş ticareti de yapıyorlardı. Tarihin daha eski zamanlarında Mayalar’ın metal maddelere ulaşımı çok kısıtlı olduğu için takı ve mücevherlerinin birçoğu kemikten veya taştan yapılma idi. Maya İmparatorluğu’nda tüccarlar ve asiller değerli mücevher takabilen şanslı azınlık idi.
Kuzey Amerika’da, yerliler, ağaç ve deniz kabukları, türkuvaz ve sabuntaşı kullanıyorlardı. Türkuvaz kolye ve küpelerde kullanılıyordu. Bunun yanında yerli Amerikalılar diğer kabilerle istiridye kabuğu ticareti yapıyorlardı. Bu da süslenmenin Kuzey Amerika’da ne kadar büyük önemi olduğunu göstermekteydi.

(10) - Rusya’da Takı
İlk karmaşık mücevherat yapımı 1000 sene kadar önce başlamasına rağmen, kemik ve taşlardan yapılan takılar Ruslar tarafından çok öncelerden beri kullanılıyordu. Bizans İmparatorluğu güçlendikçe, Bizans tasarımları Rus takı hayatını da etkiliyordu. Her iki tarafta da takı ve aksesuarlarda dini öğeler hakimdi ve aralarındaki ticaret aynı materyallerin kullanımına yol açıyordu. Batı’yla ticaret arttıkça yeni tasarımlar ortaya çıkmaya başladı.
Birçok Rus, takı ve mücevher kullanıyordu. Diğer kültürlere benzer olarak önemli ve varlıklı insanlar arasında mücevher daha yaygındı. Erkeklerde takı kullanımı kadınlara göre daha seyrekti. Takı ve aksesuarlarda hayvan figürü oldukça sık görülmekteydi.

Takının Modern Dünyadaki Yeri
Geçmişten günümüze çeşitli amaçlarla kullanılan takı ve aksesuarlar günümüzde güzellik unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş geleneklerimize rağmen takı kullanma ve süslenme son günlerde ilgi gören otantik takı kavramıyla bütünleşerek devam etmektedir.

Türklerde Takı Geleneği
Zengin kültür mirası bulunan Anadolu’da gerek Selçuklular ve Osmanlılar zamanında gerekse günümüz Türkiye’sinde takı sanatları çok çeşitli evrelerden geçerek günümüze kadar gelmiştir. Bu gelenek Osmanlılar zamanında doruğa ulaşmıştır. Kah kem gözlerden koruyan bir
lık kah Anadolu’da yeni evlilerin kollarını donattığı bir bilezik. Günümüz Türkiye’sinde güzelleşme amacına hizmet eden takı yapma geleneği değişken ekonomik şartlara bağlı olarak zaman zaman sorunlar yaşamakta, ama dinamizm ve renkliliğinden ödün vermemektedir.

İLAN-I AŞK şekilleri

Evlenme Teklifi Yapmak İçin

Doğru pırlantayı seçerseniz bir evlenme teklifi yapmanın dünyadaki en basit şey olduğunu görürsünüz. Tek yapmanız gereken onun gözlerinin içine bakıp parmağına yüzüğü kaydırıvermektir. Bunun yaptığınızda pırlanta, sizin yerinize, söylenmesi gereken her şeyi yapacaktır! Yine de biraz farklı bir şey yapmak isterseniz, bura da önerilen fikirler, o en romantik anları daha da unutulmaz kılacaktır.


Tatlı duygular


Birinci sınıf bir lokantada bir akşam yemeği, ona, elini tutabiliriyim demek için bilinen en klasik yerdir. Tek bir seçenek bırakmak için, Seven Kalbin "Seni Seviyorum" ve "Benimle Evlenir misin" demesi için bu sürprizi biraz tatlandırın ve önceden tekerlekli bir tatlı servis masası ayarlayın.


Yaz Aşkı


Güneşin batımında güzel bir kumsalın kumları üzerinde el ele yürümek, bu teklifi yapmanın kusursuz bir yoludur. Dizçöküp yerden bir deniz kabuğu alın ve ortasında duran bir pırlanta yüzükle onu sevdiğiniz kadına verin.


Aşkınızı ilan edin


Bu, biraz organizasyon gerektirebilecek olsa da bu zahmete katlanmaya değecektir. Onun işe gittiği yolun üzerinde bulunan yolun kenarındaki reklâm panolarının bulunduğu alanın tümünü satın alın ve o alandaki tüm reklâm panolarının her birine evlenme teklifinizi; yani "benimle evlenir misin" yazısını yazdırın. İşyerinde elinizde çiçeklerle onu ve patronunun günü dışarıda geçirmek için ikinizi tebrik etmesini bekleyin.


Hatıra kutusu


Bir gün aniden onu alın ve ikinizin de çok sevdiğiniz bir otele götürün. Otelin odasını önceden ayarlayarak, yatak odasındaki yastığın üzerine yaldızlı kâğıtla kaplı ve içi, ikinizin en değerli ortak anıları ile dolu bir mücevher kutusu koyun. Kutunun içine fotoğraflar, eski sinema biletleri ve istediğiniz her şeyi ve en altına da, onu bekleyen bir yüzük koyun.


Gökyüzünden ötesinde ötesi yoktur


Şayet onu ilk öptüğünüz ya da ilan-ı aşk ettiğiniz yer açık havadan görünebilen bir bölgedeyse, açılır kapaklı bir sepet hazırlayın ve içine kabaran pankart bezlerinden koyup onu oraya getirin. Kiraladığınız uçak o yerin üzerinden geçerken ona üzerinde "seni seviyorum" yazan pankart açılınca yanınızda getirdiğiniz yüzüğü hazır edin ve kendine geldiğinde yüzüğü ona takın.


neden tektaş pırlanta

Pırlanta hediye etmenin kuralı yoktur, kaldı ki taşlar hediye eden ve edilen kadar benzersizdir. Akılda tutulması gereken tek kural o anın olabildiğince özel olmasına dikkat etmektir ve bunun da en iyi yolu, sadece ikinize özel olmasından geçer. Örneğin ilk buluştuğunuz nokta, sevgilinizin en sevdiği kumsal, onu ilk öptüğünüz yer. İşte size başlangıç için birkaç fikir.

Sadece Teşekkür Etmek İçin

İster sizin için yaptığı harika şey için, ya da isterseniz sadece sevdiğiniz o insan olduğu için ona pırlanta hediye ederek teşekkür etmek istiyorsanız tüm anlar doğru zamandır.

Dışarıda Harika Bir Akşam
Böylesine özel bir gece fazlasıyla şık bir görüntüyü hak eder. Sevdiğinizin güzelliğine ona bir çift pırlanta küpe armağan ederek siz de katkıda bulunun ve o geceye son noktayı siz koyun.

Dünyanın Tepesinde

Sevdiğiniz yürüyüşlerden birine eşlik etmesini isteyin ve bir dağın zirvesinde onu şaşırtın.

Kutlama
Doğum günleri, yıldönümleri ve yeni yıl başlangıçları- tüm geleneksel kutlama günleri sevdiğinize onu ne kadar sevdiğinizi göstermek için uygun zamanlardır. O kutlamaları daha da özel kılmak için ona yatakta kahvaltı hazırlayıp şampanya şişesinin çevresini de pırlanta bir kolye ile süsleyebilirsiniz.

Şehir Dışında Bir Hafta Sonu
Hayatın rutinliğine harika bir mekanda romantik bir mola, aşkınızı tazelemek için çok güzel bir fırsat olabilir. Oraya vardığınızda yastığının üzerinde onu bekleyen pırlanta bir bileklik bu molayı çok daha büyülü bir şekle sokabilir.

pırlanta alacağınız kişinin tarzını öğrenin

ONUN TARZINI ÖĞRENİN

Onun beğeneceğinden emin olduğunuz modeli seçmek, parmağına uygun boyutta yüzük seçmekten çok daha önemlidir. Sizin için, eşinizin beklentilerini bile aşacak bir yüzük seçerek ayaklarını yerden kesebileceğiniz bazı fikirlerimiz var.

• Eşiniz bir başkasının parmağındaki yüzüğü beğendiği zaman o yüzüğe dikkatlice bakın.


• Eşinizin reklamlardaki, dergilerdeki hangi yüzük tarzından hoşlandığını aklınızda tutmaya çalışın.

• Ailesine ve arkadaşlarına nelerden hoşlanabileceğini danışın.

• Kullandığı takılara dikkat edin, sade tasarımlardan mı, daha süslü tasarımlardan mı hoşlanıyor?

• Metal seçimine de dikkat edin; beyaz altın mı, sarı altın mı, platin mi?

• Eşinizle birlikte güvenilir bir kuyumcudaki modellere göz atın.

• Doğru karar verdiğinizden emin olmak için 4C hakkında bilgi edinin.

YÜZÜK ÖLÇÜSÜNÜ BULUN

Pırlanta bir yüzüğün yaratacağı o büyük sürpriz hiçbir zaman unutulmayacak bir andır. Ufak bir planla, aşkınızın sembolünün mükemmel bir biçimde yerine uymasını sağlayabilirsiniz.

Aşağıda, sevdiğiniz kadının hediyenizden haberi olmayacak biçimde ona uyacak yüzük ölçüsünü tespit etmek için nasıl kolay çözümler bulabileceğiniz anlatılmaktadır. Bir bayanın yüzük ölçüsünün her parmağında farklı olacağına dikkat ederek aşağıdaki hatırlatmaların size sadece bir kılavuz olarak sunulduğunu unutmayın.



Taktığı Yüzüğün Kalıbını Çıkarın

Eğer sevdiğiniz kadının parmağına taktığı şeyleri sağa sola dağınık bir şekilde koymak gibi bir huyu varsa, taktığı yüzüklerden birinin kalıbını çıkarın. Bir kalıp sabun, bir parça kil ya da hatta bir parça ekmek bile güvenilir bir ölçüm yapmanızı sağlayabilecektir.


Onun Yüzüklerinden Birini Kendi Parmağınız Üzerinde Ölçün

Bu metot diğerinden de basit. Tek yapmanız gereken onun yüzüklerinden birini kendi parmağınıza takıp gidebildiği yere kadar aşağı doğru çekmektir. Yüzük iyice parmağınıza oturduğunda elinize bir mürekkepli bir kalem alıp yerini işaretleyin. Bu işareti kuyumcunuza gösterdiğinizde, yüzüğün ölçüsünü sizin için ölçebilecektir.

Yüzük Ölçüsünü Tespit Etmek İçin Kuyumcudan Yardım Alın

Şayet ona niyetinizi çaktırmadan taktığı yüzüklerden birinin kuyumcu tarafından ölçülmesini sağlayabilecek olursanız, bu büyük olasılıkla onun yüzük ölüsünü tespit etmenin en garanti yolu olacaktır. Ona taktığı yüzüğü kuyumcuda temizleteceğinizi söyleyin ve kuyumcuya yüzüğün ölçüsünü aldırtın.

Arkadaşlar Hangi Gün İçindir
Müstakbel gelinin arkadaşlarından biri, size bu çabanızda büyük yardım sağlayabilir. Arkadaşların merak uğruna birbirlerine yüzük ölçülerini sormaları hiç de alışılmadık bir durum değildir. Ama elbette seçeceğiniz bu kişinin sır tutmayı da biliyor olması gerekir.

İplik Metodunu Kullanın

İplik yumağı ya da benzeri bir nesne kullanarak yüzük parmağınızın sahip olduğu yüzük boyu değerini ölçebilirsiniz. Bunun için kısaca iplik ya da hangi nesneyi kullanıyorsanız kullanın yüzük parmağınızın etrafına sararak uçlarını birleştirmeniz yeterlidir. Tabi bundan sonra ölçüm malzemesinin yönünü işaretlemeyi unutmamalısınız. Ölçüm pozisyonunu işaretledikten sonra artık bir sonraki aşamaya geçebilirsiniz demektir.

Şimdi yapmanız gereken, ölçmek için kullandığınız malzemeyi uzunluğa karşılık gelen aşağıdakı ölçek üzerine yerleştirebilirsiniz. Böylece ölçümden hangi yüzük boyuna tekabül ettiğini göreceksiniz. Bu işlemı bitirdikten sonra artık takacağınız yüzük için boy değerini öğrenmiş olursunuz.

Doğal ve kültür incileri arasında ne fark vardır

Adından da anlaşılacağı üzere doğal inciler, uyarıcılar kazara istiridyenin içerisine girdiği zaman oluşturulmuştur. Bu oldukça az rastlanan bir olgu olup mücevher kalitesinde fazla inci meydana getirmez.

Yaklaşık 100 yıl önce, Japon bir inci yetiştiricisi, küçük bir kabuk parçasının canlı Akoya istiridyelerinin içerisine yerleştirildiği bir işlem geliştirmiştir. Bu istiridyeler daha sonra yeniden suya konmuş ve inci oluşturma süreci başlamıştır. Bugün kültür incileri, kuyumculukta kullanılan incilerin çoğunluğunu meydana getirir.

İnci mücevherleri nasıl temizlenir ve saklayabilirim?

Saç spreyi, parfüm, oje veya alkol/solvent bazlı ürünlerdeki kimyasal maddeler incinizin parlaklığını bozabileceğinden dolayı, inci mücevherlerinizi bu kozmetik ürünler ile temas ettirmeyin. Çoğu normal mücevher temizleyicisi alkol bazlıdır. İnciyi taktıktan sonra, genellikle aşındırıcı madde ihtiva eden her türlü kozmetik maddeyi ve incilerle temas etmesi muhtemel teri çıkarmak için, incilerin silinmesi iyi bir fikirdir. Genellikle hafif bir sabun, ılık su yumuşak, temiz bir havlu, mücevherlerinizin incili kısımlarını iyi bir durumda tutmak için ihtiyacınız olan tek şeylerdir.İnci kolyelerle ilgili olarak, her incinin arasına düğüm atmak suretiyle kordonların arasıra değiştirilmesi de tavsiye edilir. İnciler az miktarda su ihtiva eder. İncilerin uzun süre kasalarda veya kapalı yerlerde saklanması, kuruyup matlaşmalarına neden olacaktır. Sık sık takma ve düzenli bakım, incilerinizin havadan ve teninizden nem alarak kendilerini yenileme şansına sahip olmasını sağlayacaktır.

Akıllı inciler

Çok yüksek kaliteli, uyumlu bir kolye için yeterli kültür incilerinin yetiştirilmesi için 91�den fazla istiridye yılı geçer.

İnci yetiştiren yüz istiridyeden yalnızca yaklaşık beşi taş kalitesinde inci yetiştirecektir.

İnciler binlerce yıl boyunca değerli taşlar olarak büyük ölçüde saygı görmüştür. İncil, Tevrat ve Kuran incilere varlığın simgesi olarak yer vermiştir.

Efsaneye göre Kleopatra, M.Ö. 1 yüzyıldaki bir ziyafette Markus Antonius�u etkilemek için pahalı bir inciyi ezip içmiş

Eski Yunanistan�da incilerin evlilikte mutluluğu artırdığına inanılıyordu.

İnciler, elmasların, gümüş ve altının çıkarılıp mücevher amacıyla kullanılmasından çok daha önce, binlerce yıl takdir edilmiştir.

Şövalyeler, kendilerini tehlikeden korumak için Haçlı Seferleri sırasında inciler takmıştı

İncinin değeri nasıl belirlenir?

Eğitimsiz bir göz için birçok inci oldukça benzer görünebilir. Tam tersine, inciler ile ilgili karmaşık bir hiyerarşi ve bir incinin değerini belirleyen çeşitli faktörler vardır. Parlaklık ve boy genellikle aranacak iki ana faktör olarak kabul edilir. Örneğin parlaklık, tabakaların inceliğine ve düzgünlüğüne bağlıdır. Parıltı ne kadar koyu olursa, şekil ve yüzey de o kadar kusursuz ve inciler okadar değerli olur. Ayrıca inciye baktığınız zaman yüzünüzün yansımasını net bir şekilde görebilmeniz halinde, bu yüksek kaliteli bir parlaklıktır. Yansıma ne kadar bulanık olursa, inci de o kadar az değerli olur. Diğer taraftan boy, inciyi yaratan istiridyenin yaşı (daha olgun istiridyeler daha büyük inciler üretir) ve incinin kültür edildiği yer ile ilgilidir. Avustralya�nın Güney Denizi suları daha büyük inciler üretme eğilimindedir. Bunun nedeni muhtemelen, kıyı şeridi boyunca suyun okyanus tabanından zengin besinler almasıdır. Yine bölgede sık rastlanan midye tipinin de nispeten daha büyük inciler üretme eğilimine sahip olduğu görülmektedir.

Günümüzde, gerçek inciler isterseniz, muhtemelen bir kültür çeşidi almak zorunda kalacaksınız. Doğal inciler (insan yardımıyla yapılmayanlar) o kadar nadir ve pahalı hale gelmiştir ki, insanların büyük bir çoğunluğu için tek seçenek kültür incisidir. Bununla birlikte en üstün kaliteli doğal ve kültür incileri, görünüm ve kalite bakımından çıplak göze benzer görünür. Yalnızca eğitimli bir göz ancak bir röntgen makinasında fark sezebilir. Kültür incileri, daha büyük bir göbek veya çekirdeğe sahip olma eğilimindedir. Ancak diğer bütün bakımlardan özdeştirler.

İlginç bir şekilde, en iyi kültür incileri, incinin çıkarılmasından sonra ölen istiridyelerden gelenlerdir. İncinin çıkarılmasından sonra ölmeyen istiridyeler � Biwa � incileri denen incileri üretir. Her zaman olmamakla birlikte, Biwa incilerinin fiyatı ölen çeşitten genellikle daha azdır.

İnciler bir çok renkte de elde edilir. En popüler renkler beyazlar, kremler ve pembelerdir. Gümüşi, siyah ve altın rengi de artan bir ilgi çekmektedir. Aslında koyu parlak siyah bir inci, inci sanayiindeki daha nadir bulunanlardan biridir ve genellikle yalnızca Güney Denizi�nde Avustralya yakınlarında bulunur. Bu nedenle, daha pahalı incilerden biri olabilirler.

inci nerelerde bulunur

İNCİ
Tarihsel olarak dünyanın en iyi incileri, İran Körfezinden, özellikle bugün Bahreyn olarak bilinen yerden gelmektedir. İran Körfezinin incileri, nefeslerini tutarak dalış yapan dalgıçlar tarafından yaratılan ve toplanan doğal incilerdir. Körfez incilerinin özel parlaklığının sırrı, muhtemelen ada çevresindeki tatlı ve tuzlu suyun benzeri olmayan karışımından elde edilmiştir. İran Körfezinin doğal inci sanayii, büyük petrol birikimlerinin keşfedilmesi ile 1930ların başında ne yazık ki birdenbire sona ermiştir. Bir zamanlar inci için dalış yapanlar, zenginliği, petrol sanayii tarafından getirilen ekonomik patlamada aramıştır. Sızan petrolden kaynaklanan su kirliliği ve istiridyelerin gelişigüzel aşırı avlanması esas olarak bir zamanlar Körfezin inci üreten eski sularını mahvetmiştir. Bugün inci dalgıçlığı yalnızca bir hobi olarak yapılmaktadır. Yine de Bahreyn, yüksek kaliteli inciler için en önde gelen ticaret merkezlerinden biri olarak kalmaktadır. Aslında, bölgenin mirasını korumak çabası içerisinde, kültür incileri Bahreyn inci piyasasında yasaklanmıştır.
Doğal incilerin en büyük stoğu muhtemelen Hindistanda bulunmaktadır. İronik olarak Hindistanın doğal inci stoğunun çoğu Bahreynden gelmektedir. İnci kaynağını büyük ölçüde kaybetmiş olan Bahreynin aksine, geleneksel inci avcılığı Hindistanda küçük çapta hala devam etmektedir.
İncilerin kültür edilmesi sanatı, Kokichi Mikimato adlı bir adam tarafından 1893 yılında Japonya da icat edilmiştir. Küçük bir sedef (midye kabuğunun iç tarafındaki beyaz madde) boncuğun bir istiridyeye yerleştirilmesi sureti ile o istiridyenin uyarıcıyı sedef (bir inciyi meydana getiren salgılanmış madde) ile kaplamaya başladığını keşfetmiştir. Bugüne kadar Japonlar, istiridyelerin tohumlanması konusunda en önde gelen uzmanlar olarak kabul edilmiş olup Mikimoto ailesi en büyük inci üretici imparatorluklarından biri olmaya devam etmektedir.
İlginç bir şekilde, Japonya dışında kültür incilerinin yetiştirilmeye başladığı ilk yerlerden biri Meksika da Kalifoniya Körfezi yakınlarındadır. Ne yazık ki Meksika incileri, doğal inci istiridyesi yataklarına aşırı avlanma darbesi indirdiği ve Meksika Hükümeti 1940 ların sonunda avlanma yasağı kanunu çıkardığı zaman uluslararası piyasadan silinmiştir. Bugün Meksika, yarım (yuvarlak değil yalnızca inci dilimleri veya yarımküreleri anlamında) kültür incileri ile dünya piyasasına geri dönmeye çalışmaktadır.
İnciler büyük çoğunlukla Japonya, Avustralya, Endonezya , Myanmar , Çin Hindistan, Filipinler ve Tahitiden gelmektedir. Bununla birlikte Japonya, dünya inci piyasasının kabaca %80ini kontrol etmekte olup Avustralya ve Çin sırasıyla ikinci ve üçüncü sıradadır. Avustralya, Endonezya ve Myanmar etrafındaki Güney Denizi suları, büyük beyaz incileri ile ünlüyken, Japonyanın incileri parlak özellikleri nedeniyle çok değerli kabul edilmektedir. Tatlı su incileri Çinin inci çabalarının ana kısmını oluşturmaktadır. Daha öncede belirtildiği gibi Hindistan, doğal olarak meydana gelen incilerin en son üreticilerinden ve işleyicilerinden biri olarak tanınmaktadır. İlginç bir şekilde, Avustralyanın incileri Endonezya ve Myanmar ile aynı denizden elde edilmesine rağmen , Avustralya yalnızca geldikleri su güruhunun değil aynı zamanda menşe ülkesinin önemini vurgulamak sureti ile kendi incilerinin diğer Güney Denizi incilerinden üstün olduğunun reklamını yapmaktadır.

alyans yüzük nedir ve ne ifade eder

Birlikteliğin yegane simgesi alyans, değişime ayak uyduruyor. Beyaz ve sarı altını bir araya getiren modelleri değerli taşlar renklendiriyor.

Aşk, tutku, sevgi, arzu... Ve asırlardır bu kelimelerle ifade etmeye çalıştığımız duygularımız kadar tanıdık bir sembol: Alyans... Değerli bir aksesuar olmaktan öte sevdiğimiz kişiye bağlılığımızın, birlikteliğimizin ve sevgimizin tek somut simgesi... Alyansın yuvarlaklığı aşkın sonsuzluğunu ve devamlılığı sembolize ediyor. Yeri ise asırladır belli... Sol elin dördüncü parmağı. Sebebi, sol elin yüzük parmağından kalbe kadar hiç kesilmeden giden bir damar olduğuna dair eski bir Mısır inanışı. Günümüzde sarı altının parlaklığına değerli taşlar ile renkli bir ışıltı katılıyor.

Platin, kırmızı ve beyaz altın da alyans modellerinde kullanılan diğer metaller. Romantik, sade, sofistike, göz alıcı... Mücevher markaları son yıllarda seçkin tasarımları ile alyansa bambaşka görünümler veriyorlar. Gelin adayları için farklı formlarda alyanslar tasarlanırken, damat alyansları da bu değişime ayak uyduruyorlar. Genellikle markalar damatlara gelin için tasarlanan alyansın taşsız modelini hazırlıyorlar.

alyans yüzük alma kriterleri

Sevdiğimiz kişiyle bir ömür boyu sürecek beraberliğin ve bağlılığın sembolü olan alyans, insanların hayatları boyunca en uzun kullandıkları takıdır. Evliliğin simgesi olan alyanslar zaman içerisinde değişerek çok çeşitli modeller ve renklere sahip olsa da takıldığı yer hiç değişmemiştir. Alyansın sol ele takılmasının sebebi, sol elin yüzük parmağından kalbe kadar hiç kesilmeden giden bir damar (Vena Amoris=Aşk Damarı) olduğuna dair inanıştır.

Uzun yıllar kullanacağınız en önemli aksesuarlarınız olacak ve her bakışınızda o mutlu gününüzü hatırlatacakları için alyanslarınızı özenle seçmelisiniz. Günümüzde kuyumcuların sundukları alternatifler o kadar zengindir ki birbirinden güzel modeller arasından seçim yapmak oldukça zor olacaktır. Asil ve zarif bir tek taş mı, yoksa modern tasarımlı beyaz altın bir alyans mı? Tercihinizi ne şekilde yaparsanız yapın, ömür boyu vazgeçilmez bir takınız olacakları için, her zaman rahatlıkla kullanabileceğiniz, giyim tarzınıza uyan bir seçim yapmanızı tavsiye ederiz.

Alyans Seçerken;

·İsteğinize uygun modeli bulabilmek için yeterince zaman ayırmalısınız.
·Alyansınız her tür giysiyle ve diğer takılarınızla uyum içerisinde olmalı.
·Eğer aklınızda bir model varsa ve özel bir tasarım yaptırmak istiyorsanız üç-altı hafta kadar önceden girişim yapmalısınız.
·Yüzük alırken parmağınıza tam ve rahat olmasına dikkat edin.
·Diğer takılarınızı seçerken de alyansınızla uyumlu olmasına dikkat etmelisiniz.
·Alyansınızı almadan önce alyansın gram-birim fiyatını aşağı yukarı bilerek kuyumcuya gidiniz.

Alyanslarınızı seçtikten sonra içlerine nikah tarihinizi ve isimlerinizi yazdırmayı unutmayınız!

NEDEN TAKI TÖRENİ?

Düğün gününde damat ve geline yakınları, aileleri, arkadaşları yani düğüne davetliler tarafından, takı ve para gibi değerli armağanlar verilir. Bu hediyelerin geleneksel bir anlamı vardır. Sizler bu geleneği sürdürürken anlamını hiç düşündünüz mü?

Yeni bir evi herşeyi ile en baştan hazırlamak, gelinlik, damatlık, düğün gecesi hazırlıkları derken, yeni çift masrafları arttırıyor. Düğünlerde takı töreninin yapılma amacı da, yeni evlenen çiftin masraflarına az da olsa bir katkıda bulunmaktır. Bazen anne, baba ve bir aile büyüğünden hediye edilen takı yadigar olarak saklansada, diğer takı ve para hediyeleri çifte destek olmak için verilir.

Yüzünüze Uygun Küpe Hangisi?

Kulaklar da uygulanacak süsleme için özel incelik gerekir. Eğer kusursuz bir kulağa sahipseniz gelinliğinize en güzel şıklığı verecek olan takı küpeleriniz olacaktır. Aksi takdirde saçlarınızı kulağınızı kapatacak şekilde taratmanızı öneririz. İnsanların ifade gücünün en yoğun olduğu yer yüzüdür. Bu nedenle kulak takıları gelinliğinizin de uyumlu bir parçası olmalıdır. Bu uyumu sağlayabilmeniz için yüz karakterinizi bilmeniz ve küpenizi öyle seçmeniz gerekir.

**YUVARLAK YÜZ KARAKTERİ

Küçük küpeler size en uygun olanıdır. Ancak her yuvarlak yüz karakterine sahip geline de küçük küpe yakışmayabilir. Deneyerek bunu keşfedebilirsiniz.

**KOYU TENLİ YÜZ KARAKTERİ

Yontulmuş renkli camlardan oluşan küpelerden uzuak durmalısınız. Bu küpeler yüzünüzün parıltısıyla yarış yaparlar ve her zaman kazanırlar.

**ZARİF YÜZ KARAKTERİ

Siz de yüz karakterinize uygun olarak zarif küpeler seçmelisiniz. Gelinliğiniz, zarif küpeleriniz ve sizinle bütünleşen görünümünüz etkileyici olacaktır.

**GENİŞ VEYA DOLGUN YÜZ KARAKTERİ

Güçlü kulak takıları yüz karakterinizle uyum içinde olacaktır. Ufak küpeler tercih ettiğiniz takdirde ilgiyi yüzünüze toplayarak, küpelerinizi hissettiremezsiniz.

**İNCE YÜZ KARAKTERİ

Uzun ve sarkan küpelerden kaçınmalı, kısa ve kulak memesine bağlı küpeleri tercih etmelisiniz. Uzun ve sarkan küpeler yüzünüzün olduğundan daha çok uzun görünmesini sağlayacaktır.

UNUTMAMALISINIZ Kİ;

*Unutmamalısınız ki; gelinliğinizle kullanacağınız takı veya mücevherler görünümüzde karışıklık yaratmamalı. Mümkün olduğunca az ve sade takı tercih etmelisiniz. Fazla mücevher gençliği gölgeler.

*Unutmamalısınız ki; hayatınızın en önemli günlerinden biri düğün gününüzdür. Ve tüm gözler sizin üzerinizde olacaktır. Ucuz ve bol takı yerine değerli ve az olanı tercih etmelisiniz.

*Unutmamalısınız ki; düğününüzde kullanacağınız takı ve mücevherler gelinliğinizin modeli, danteli, boncuk işlemeleri veya rengi ile uyumlu olmalıdır. Aksi halde takılarınız bir yerde gelinliğiniz başka yerde duruyormuş gibi görünür.

*Takı ve mücevher kadını daha etkileyici kıldığı ve karakterini yansıttığı bir gerçektir. Düğün gününüzde faklı tarzlar deneyerek güzelliğinizi riske atmayın. Unutmamalısınız ki; gelin sadeliğin ve şıklığın buluştuğu noktadır. Takı ve mücevherleriniz de aynı noktada buluşmalı.


VÜCUD VE YÜZ KARAKTERİNE GÖRE TAKI ÖNERİLERİ

Kendinize En Uygun Takıyı Seçin

Her insan kendine has bir kişiliğe sahiptir ve dış görünümüyle kişiliğini vurgular. Kişiliğimize aykırı bir gelinlik seçtiğimizde ya da takı kullandığımızda kötü ve ters bir görünüme sahip olursunuz. O gece gelinliğiniz ne kadar ilgi toplayacaksa takılarınız da en az o kadar ilgi çekecektir. Bakışları üzerinize çekme sebebiyle takı seçiminde dikkatli olmanız gerekir. Kullanacağınız takının gelinliğinize bir destek olması, uyumlu olması ve özel bir hava katması gerektiğini unutmayın. Şimdi sizin vücud karakterinizle uyum sağlayabilecek takıları önereceğiz.

**KISA BOYUNLU VÜCUD KARAKTERİ

Hacimli, dar boyun takı ve zincirlerinden vazgeçmelisiniz. Boynunuzu daha kısaymış gibi gösterir ve hiç estetik olmayan bir görünüme sahip olursunuz. Takılarınızı mümkün olduğunca göğüs üst hizasına yada yakanın yüksek olan kısmına yakın takılmalıdır.

**İNCE VE UZUN BOYUNLU VÜCUD KARAKTERİ

Tüm zincir ve boyun takıları uygundur. İnce ve uzun boyunlu vücud karakterine sahip gelinler şanslılardır. Tabiki beden büyüklükleriyle takıların uyumlu olması gerektiği de gözardı edilmemelidir.

**MİNYON VÜCUD KARAKTERİ

Minyon vücuda sahip gelinler iri takılarda kaçmalıdır. İri takılarla sadece boğucu görünürsünüz. Vücud karakterinize uygun olarak küçük ve kibar takılar kullanmalısınız.

**DOLGUN ÜSTLÜ VÜCUD KARAKTERİ

Uzun, iğneli, sarkık, bir kaç halkadan oluşan zincirler ve büyük pandatif takılardan kaçınmalısınız. Bu takılar aşırılığı seven kişilerin tarzıdır. Yarı uzun veya kısa zincirler size en uygun olanlarıdır. Zira bunlar bakışların sadece yüzünüzde toplanmasını sağlayacaktır.

**İRİ VÜCUD KARAKTERİ

İnce zincir ve ufak takılar yeterince dikkat çekmeyeceğinden vazgeçilmelidir. Bedeninize uyum sağlayacak daha iri ve belirgin takılar kullanmalısınız.

**ÖNE ÇIKAN KÖPRÜCÜK KEMİKLİ VÜCUD KARAKTERİ

İnce zincirler köprücük kemiklerinize ilgiyi çekmenizi sağlayacaktır. Oysa bol takılarla gizleme şansınız vardır.

GELİŞEN DÜNYADA DEĞİŞEN GELENEKLER

Eskiden, bugün olduğu gibi takı törenleri uygulanmıyordu. Bir mütavazilik örneği olarak tüm Anadolu’da geline hediye edilecek takılar gizli verilirdi. Gelinin sandığına, bohçasına konur ya da düğünden sonra el öpmeye gidildiğinde hediye edilirdi. Şimdi ise düğünlerin içinde takı törenleri yapılıyor. Akrabalar ve yakınlar tarafından, takıların hediye edilişi değişse de, takılar yine de gelin ve damada armağan oluyor.

Her yörenin kendine özgü takı kültürü vardır. Takı kültültürü dünden bugüne ufak farklarla değişmiştir. Eskiden geline ne istediği sorulurdu. Düğünlerin olmazsa olmaz hediyelerinden beşi bir yerde, iki metre kordon, altın burma bilezikten bir tanesi mutlaka istenirdi. Bunların yanı sıra davetlilerin gönlünde geçen takılar hediye edilirdi. Bugün ise geline ne istediğini sorma adeti büyükşehirlerde kalmadı. Davetliler artık sadece gönüllerinden ne koparsa armağan ediyorlar. Ama bu edetler kırsal bölgelerde hala devam ettirilmektedir

TAKI VE MÜCEVHER GELİNLİKLE BERABER

Takı ve mücevherler bir kadının diğer kişilere kendini ifade etmesini sağlar ve ayrıca kadının cazibesini farklılaştırır. Modayı yakından izleyen tüm kadınlar takı ve mücevherin ne derece ön planda olduğunun farkındadır. Takı ve mücevher sizin günlük görünümünüzden sıyrılıp farklı görünmenizi sağlar. Bütün takı ve mücevher modellerini kadınsı, klasik, uçuk olarak üç isimde katagorize edebiliriz.

Düğün gecesi kullanacağınız takı ve mücevherlerle müthiş kombinasyonlar yaratabilirken, kötü birleşimler de gerçekleştiriyor olabilirsiniz. Her ne kadar takı ve mücevher gelinliğinizin yanında ufak bir ayrıntı teşkil ediyor gibi görünsede, sizin görünümünüzde ki herşeyi etkileyecektir. Diğer insanların görüşünü tamamen değiştirme gücüne sahiptir.

Hayatınızda ki en önemli zamanlardan biri olan düğün gecesi kullanacağınız takı ve mücevherleri üzerinizde taşıdığınızı fark ettirmelisiniz, onlar sizi taşıyor gibi durmamalı. Gelinliğinizle sade ve duru şıklığı temsil ederken renk cümbüşünden, farklılıklar denemekten kaçınmalısınız. Size natural, doğal ve diğer insanların anlam veremediği bir şıklık katmalı.

Hakiki inciler gelinin doğal tenini okşarken, hafif ışıltılı küpe, gerdanlık ya da bileklik vazgeçilmezlerdendir. Takı ve mücevher seçerken yüz hizzasından başlanmalı.

YÖRESEL TAKILAR

Bölgelere göre değişen takı adetleri, o bölgenin kültür ve geleneklerine göre şekil alıyor. Mesela Trakya bölgesinde düğünlerde tüm aile bireyleri ve yakınlarından Elmas iğneler toplanırmış. Amaç ise gelinin başına elmaslarla süslü bir (hotoz) topuz yapmakmış. Bu bölgedeki takı geleneği Elmas’a dayalıymış. Mutlaka elmas yüzük, elmas broş (dal), elmas küpeler veya sıralar halinde inciler Trakya bölgesinin takı armağanında olmazsa olmazıymış.

Anadolu’da ise 24 ayar altın geleneği görülüyor. Düğünler de armağan edilen takıları paraya en az kayıpla çevrilecek ürünleri seçtiklerinden, özellikle İç Anadolu’da 24 ayar altın burma bilezik ve kordon tercih edilirmiş. Gül küpeler ve gül yüzükler yöredeki takı kültürünün devamıdır.

Trabzon’da el yapımı ünlü hasır işi yani, Trabzon işi denilen takılar yöre insanlarının vazgeçemediklerindendir. Bu yöresel üretim aslında yöresel Mücevher tasarımıdır. Karadeniz’in diğer bölgelerinde ise beşi bir yerde ve kordon, takı geleneğinde yerini alıyor.

Bunlar bir kaç örnek, bölgelere göre değişen takı geleneğinin en baş kuralı, hiç bir ailenin gücünün üzerinde hediye verilmemesidir. Karadeniz’den İç Anadolu’ya, Güney’den Doğu’ya kadar hemen hemen her bölgenin değişmez takısı “beşi bir yerde” olmuştur.

UNUTMAMALISINIZ Kİ;

*Unutmamalısınız ki; takı törenleri, yeni bir hayat ve yeni ev kurmak çabasında olan çiftlere az da olsa maddi katkıda bulunmak için yapılır.

*Unutmamalısınız ki; takı törenleri yüzyıllardan bugüne kadar gelen bir adettir. Kimse daha değerlisini hediye etmek için birbirinle yarışmamalı. Bu bir zenginlik göstergesi değildir.

*Takı töreninde takı yerine yeni evili çiftin evine eksikleri olan bir eşya almanızda onları çok sevindirecektir. Unutmamalısınız ki; takı törenindeki amaç yardımlaşmadır.

Damat İçin Takı Önerileri

Takı giyime tarz veren insanın ifadesine anlam katabilen bir aksesuardır. Damatlığınızla beraber takı kullanmanız güzel olacaktır. Fakat sürekli tekrarladığımız gibi aşırılıktan kaçmalısınız. Aşırı kullanılmış takı kargaşası dünyanın en şık damatlığını bile kötü bir görünüme sürükleyebilir.

Damat adayları damatlıklarınla beraber kullanacakları takıları altın, gümüş veya emitasyon olarak seçebilirler.Emitasyon takılar dışarıdan görüldüğünde orjinalinden hiç bir farkı yoktur. Tek tehlikesi vardır. Bu da, bazı insanların cildi emitasyon takılara karşı alerjiktir. Eğer cildinizin alerjik olup olmadığını bilmiyorsanız, düğün günü öğrenmemek için emitasyon takılardan uzak durun. Düğün gününüzde kaşıntı ve kızarıklıklarla karşılaşmak yerine takı kullanmamanızı öneriyoruz.

HANGİ TAKILAR?

Damatlar yüzük, saat, kravat ve fular iğneleri kullanabilirler. Tabi boyun ve kol zinciri kullanmak isteyen damatlarda olabilir. Ama biz önermiyoruz. Boyun, kol zinciri gömlek ve ceket nedeniyle kendilerini gösteremezler ve gereksiz bir ayrıntı olarak kalırlar. Boyun ve kol zinciri takıp görünmesi için gömlek dışına çıkartmakta çok kötü olcaktır. Bir takı için tüm damatlığı mahvetmek istemezsiniz sanırım.

Alyansınızla beraber kullanacağınız bir yüzük hoş durabilir. Kaliteli bir saat damadın görünümü için çok iyi seçilmiş bir detaydır. Yine saat kullanmak isteyen damatlar için en önemlisi, kullandıkları saati gölek ve ceket altından hafif görünecek şekilde olmalı. Saatlerini gömlek ve ceket üzerine asla çıkarmamalılar. Amaç bir bütün halinde şıklıktır. Damatlığınızda sadece bir parçayı öne sürmek kostümünüzün tüm görünümünü değiştirecektir.

Eğer damatlığınızla boyun aksesuarı olarak kravat veya fular kullanacaksanız, bunlar için özel hazırlanmış iğneler kullanmanız damatlığınızın kalitesini arttıracaktır. Kravat ve fular için hazırlanmış iğneleri metal, gümüş, altın olarak ve üzerlerine değişik motifler işlenmiş biçimde damatlığınızı temin edebileceğiniz bir çok mağazalardan bulabilirsiniz.

UNUTMAMALISINIZ Kİ;

*Unutmamalısınız ki; bilek ve boyun zinciri kullanmak sadece gereksiz bir ayrıntıdır. Çünkü o takılar gömlek ve ceketinizin altında kalacaktır. Boyun ve bilek takılarınızı gösterebilmek adına gömlek ve ceketinizin üzerine çıkarmanız ilgiyi üzerlerine toplayarak şıklığınızı gölgeleyeceklerdir.

*Unutmamalısınız ki; alyansınızla beraber sadece bir yüzük kullanmanız hoş olacaktır. Tüm parmaklarınızda kullandığınız taktirde kaba bir görünüme sahip olursunuz.

*Unutmamalısınız ki; damatlığınızın kalitesini kaliteli bir saatle arttırabilirsiniz. Fakat saatinizi gösterebilmek için ceket ve gömleğinizin üzerine çıkarmamalısınız. Sıyrılan gömlek ve ceketten kendini hafifce gösterecek bir saat her zaman daha çekicidir.

*Damatlığınızla beraber fular ya da kravat kullanmaya karar verdiyseniz mutlaka iğnelerinide kullanmalısınız.Unutmamalısınız ki; kravat ve fulara özel tasarlanmış iğneler kullanıldığında detayda şıklık yaşarsınız.

Trabzon hasiri markalaşma yolunda patent aldi

Trabzon'da Kuyumculuğun Temelini 'Telkariye ve Hasır Bilezik'in Oluşturduğu, Cumhuriyetin Çok Öncesine Kadar Uzanan Bu El Sanatının Günümüzde Çok Daha Gelişerek, Markalaşarak Patentinin Alındığı Belirtildi.

Trabzon'da kuyumculuğun temelini 'Telkariye ve hasır bilezik'in oluşturduğu, cumhuriyetin çok öncesine kadar uzanan bu el sanatının günümüzde çok daha gelişerek, markalaşarak patentinin alındığı belirtildi.

Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası 19. Meslek Komitesi Meclis Üyesi Nevzat Şakar, Hasır Bilezik'in 'Trabzon Hasırı' ismiyle patentleştiğini söyledi. Trabzon'da kuyumculuğun çok eski tarihlere dayandığını kaydeden Şakar, "Yöremizdeki gümüş madenlerinin işletilmesi, yöresel bağlamda Trabzon kuyumculuğuna destek veriyor. Trabzon'da kuyumculuğun temeli 'Telkariye ve hasır bilezik'dir. Cumhuriyetin çok öncesine kadar uzanan bu el sanatı, günümüzde çok daha gelişerek markalaşmıştır. Trabzon kuyumculuğunun öncü emtialığını gümüş telkari çeşitleri ile hasır bilezik yapmaktadır. Hatta hasır bilezik bu özelliği ile bir dünya emtiası konumuna gelmiştir" dedi.

Dünyada ve dolayısıyla da ülkemizde gelişen teknolojiye rağmen hasır bilezik ve gümüş telkarinin el emeğinden uzaklaştırılıp makineleştirilmemiş olmasının büyük bir şans olduğunu belirten Şakar, "Zaten hasır bilezik, bu özelliği ile şirin kentimiz Trabzon'u evrensel boyutta tanıtabilen markalardan biri olmak hakkını da haklı olarak elde etmiştir. Bunun için büyük çaba sarf eden Trabzon Kuyumcu ve Saatçiler Odası, ayrıca olaya duyarlı bir duruş sergileyip katkı veren Ticaret ve Sanayi Odası'na çok teşekkür ediyorum. Bu olay, emeğe dayalı bir el sanatımız olan hasırcılığa artık başkalarının sahip çıkmamalarını sağlamıştır" diye konuştu.

Trabzon'da kuyumculuk sektörünün vitrin kuyumcusu, hasır atölyeleri, hasır örücü bayanlar, gümüş telkariye üreten atölyeler, pazarlamacılar ve onarım atölyecilerinden oluşan bir aile olduğunu ifade eden Nevzat Şakar, "Trabzon'da 84 vitrin kuyumcusu, 25 hasır atölyesi, bin 500 civarında hasır örücüsü, 40 telkari gümüş atölyesi, 6 bilezik ve alyans imalatçısı, 15 pazarlamacı ve 25 onarım atölyesi mevcuttur. Trabzon hasırı yıllardır örgütsüz emekçilerin elinde kaldığından ötürü, bir ölçüde İstanbul Kuyumculuğu'nun himayesinde gibi gözükmüştür. İstanbul kuyumcusu ağırlıklı olarak döküm olan bir emtianın gramından 900 ile bin YTL imalat ücreti alırken, imalatına makine girmemiş ender el sanatçılarından biri olan hasırın gramına 400-450 YTL işçilik ücreti alıyor. Trabzon hasır ihracatçısı dış pazarlarda kendi ürettiği hasırla İstanbul Kuyumcusu ile de rekabet yapma zorunda kalabiliyor. Bu da ekonomik olarak dayanma gücünün yetmezliğinden kaynaklanıyor. Bu nedenle bazen de geri çekilmek zorunluluğunda kalabiliyor. Bunun asıl nedeni, Trabzon Hasır imalatçılarının birlikte hareket edememeleridir" şeklinde konuştu.

Şakar, markalaşmış Trabzon Bileziği ve gümüş telkari ürünlerinin yurtiçi ve yurtdışında bugünden daha çok tanıtılması gerektiğine dikkat çekerek, "Gerek yurtiçinde, gerek yurtdışında fuarlara bu ürün sahiplerinin katılmaları gerekmektedir. Bence bu da kaçınılmazdır. Elbetteki bunun gerçekleşme sorumluluğu da öncelikle imalat üretici ve kuyumcular odasındadır. En azından onlar ilgili girişimci ve birlikte olabilmenin örneğini sunmalıdırlar ama işin daha da gelişerek sonuç vermesi için ilgili bazı kurumlara da görev düşmektedir. Ticaret ve Sanayi Odamızın da gerektiğinde Kültür ve Turizm Bakanlığı ilgililerini de devreye sokarak Trabzon kuyumcu sektörümüze gereken katkı sağlanmalıdır" dedi.

Kuyumculuk sektörünün en önemli sorunlarından birininde güvenlik olduğunu belirten Şakar, "Kuyumcuların yoğun olduğu caddelerde özel güvenlik destekli koruma uygulama başlatılmalıdır. Bu doğrultuda kuyumcular ve saatçiler odasının başlattığı girişimin desteklenmesi gerekmektedir" diye konuştu.

Trabzon hasiri dünya modacıların koleksiyonlarına da girdi.

TRABZON HASIRI
Trabzon’un geleneksel takısı hasır bilezikler dünya modacıların koleksiyonlarına da girdi. Lübnanlı modacı Elie Tahari ve ünlü kozmetik markası Estee Lauder’in reklamlarında Trabzon hasırı bilezikler göze çarpıyor.

Birkaç sezondur altın modacıların baş tacı. Elbiselerden ayakkabılara, çantalardan aksesuarlara kadar her yerde altın rengi (dore) kullanılıyor. Üstelik bu yaz kalın bilezikler de çok gözde. Yani kalın bir bileziğiniz varsa, üstelik altın ya da doreyse bu, modaya son derece uygun bir aksesuara sahipsiniz anlamına geliyor. Hal böyle olunca genellikle düğünlerde gelinlere takılan Trabzon hasırı da altın çağını yaşıyor. Üstelik dünya da bunun farkında! Nasıl mı? Örneğin Lübnan asıllı modacı Elie Tahari 2008 İlkbahar-Yaz koleksiyonlarında aksesuar olarak Trabzon hasırını kullanıyor. Sade ama şık tasarımlarıyla tanınan modacının giysileri ülkemizde Beymen, Harvey Nichols ve Naked mağazalarında da satılıyor. Bu geleneksel takıyı kullanan bir diğer marka ise ünlü kozmetik markası Estee Lauder. Markanın yeni parfümü Pure White Linen’in reklamlarında ünlü akstrist Gwyneth Paltrow kolunda bir Trabzon hasırı taşıyor.

Trabzon hasırı aslında geleneksel bir el sanatının örneği. Dünyada zırh örücülüğü tanınan teknik, biz de Trabzon hasırı ya da Trabzon işi olarak tanınıyor. İncecik altın ya da gümüş tellerin adeta bir kumaş gibi elde örülmesiyle ortaya çıkan Trabzon hasırı artık geleneksel bir düğün hediyesi olarak set halinde armağan ediyor.

Altın denince akla gelen ilk mekan Kapalıçarşı’da neredeyse her vitrinde Trabzon hasırına rastlamak mümkün. Üstelik bileziklerin klasik kakmalı kelepçeleri (bileziğin bağlantı kısmındaki metal plaka) yanı sıra pırlantalıları da revaçta. Özellikle düğün mevsiminde satışların artış gösterdiğini belirten Kapalıçarşı kuyumcuları ‘30 yıl önce de modaydı, 30 yıl sonra da olacak. Çünkü Trabzon hasırı bir klasik’ diyorlar. Trabzon hasırının bileziğinin yanı sıra kolye, küpe ve kemeri de bulunuyor. Trabzon hasırının kalınlığı sıra ile ifade ediliyor. En incesi beş, en kalını 19 sıra ancak istenirse 32 sıraya kadar çıkabiliyor. En çok ilgi göreni de 17 sırası. Fiyatı ise kalınlığına göre değişiyor ama beş sıralık bir Trabzon hasırının ortalama fiyatı 4.5-5 bin YTL arasında...

SU BİLE SIZDIRMIYOR

Trabzon hasırı geçen yıldan beri tescilli bir ürün... Yani Trabzon’dan başka bir yerde üretilmesi mümkün değil. Trabzon Kuyumcular Odası Başkanı Musa Başak tamamen el işçiliğine dayanan hasır örücülüğünün sadece kadınlar tarafından yapıldığını söylüyor. Trabzon’da ortalama 2 bin 500 örücü olduğunu ifade eden Başak yılda üç ton civarında üretim yapıldığını belirtiyor. Başak Trabzon hasırının özelliklerini şöyle anlatıyor: ‘22 ayar altından yapılan hasır bilezik yumuşak dokuludur. Üstüne su dökseniz bile aşağı sızdırmaz. Kalitesine göre 300-500 yıl dayanır. Şu anda bilinen 100-150 yıllık hasır bilezikler var.’ Trabzon hasırına yurtdışından da büyük ilgi olduğunu anlatan Başak ‘Geçen yıl Rolex, saatlerde kullanmak için örnek istedi. Örnek örüldü ama henüz üretime geçilmedi. Bu yıl kelepçesi pırlantalı modeller de yapıldı. Bunlar yeni trend’ diyor.

Gümüşü de yapılıyor

TRABZON hasırının gümüşleri de bulunuyor. Gümüş takılar da tıpkı altın olanlar gibi aynı teknikle Trabzon’da hazırlanıyor. Kapalıçarşı’daki gümüşçülerde Trabzon hasırı bir bileklik ortalama 150 YTL’ye satılıyor. Trabzon hasırında gümüşü tercih edenlerin genellikle tek bileklik satın aldığını anlatan kuyumcular gençlerin ve turistlerin daha çok rağbet ettiğini belirtiyor.

ihtisam ve güzelligin simgesi takılar

Altın, gümüş, elmas ve değerli taşlar yıllarca kadının güzelliğini, erkeğin kudretini simgeler. Takı, duygu ve sevginin pahalı anlatım biçimidir... Asırlarca hatıraları ve anıları canlandırır. Kaldıkça değerlenir... Taşlı bir yüzük, kolye, bileklik, bilezik, değerli işlemeli kutular bazen köklü aileyi temsil eder. Takılar, geçmişten günümüze kadar ve günümüzden geleceğe kadar da zenginliği simgeler. Takı dendiğinde tek unsur "altın" olarak görülmektedir. Aslında takı zenginliği, altın, değerli taşlar, (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, vb.), gümüş gibi doğada elementi az olan zenginliklerden bazılarıdır.

Takının işlevi bazen insanların karakterlerini, bazende yaptığı işlevleri göstermiştir. Geçmişten bunlara örneklerde verilebilir. Buna göre, Estetik çekiciliğe sahip güzel obje ve süs eşyası olmanın ötesinde, oyma yüzük taşlarının asıl işlevi, mühür olarak kullanılmalarıdır. Bunlar, birilerinin mülkünü işaretlemek, yetkisini belirtmek ve bazı objelerin kişiye özel olmasını sağlamak için çok yaygın olarak kullanılırlardı. Mülkiyet veya yetkiyi belirtmek için, oyma yüzük taşı veya metal (altın, gümüş) yüzük, bir parça kil veya balmumu üzerine bastırılırdı. Böylelikle kişiyi veya bir devleti tanıttığı için yüzüğün veya takının önemi artmış sayılır.! Bu tür mühürler, bir mektubun veya objenin güvenliği için kullanıldığı zaman kolayca kırılabilirlerdi, ama kırıldıkları hemen belli olurdu. Aristophanes'in komedilerinden birinde, kadınlar kocalarının mühürleri yüzünden yiyecek, yağ ve şarap depolarının haddinden fazla korunduğundan yakınırlardı. Yüzük taşları değerli objeler olup, bazen bunlara astronomik fiyat biçilirdi. Plinius, büyük paralar karşılığında değiş-tokuş edilen birçok yüzük taşı örneğini verir. Bir taşın değerinin onun doğası ve kalitesi ile belirlenmesine rağmen, işçiliği genelde değerini büyük ölçüde etkilemiyordu. Altın, gümüş ve değerli taşlar çıkartılan ülkelerde ise bunların değeri diğer ülkelere göre çok düşüktür. Lakin son zamanlarda bu zenginliklerin git gide azalması ise değerini arttırıyor. Değerli taş ve metaller zamanla birlikte zenginliğin göstergesi durumunu alınca bu kez altın işçiliğine yönelme olmuştur. Kadınların takıya olan merakı, altın ve değerli taşların bir anda ilgi odağı halini almıştır. Avrupa'da gelişmeye başlayan takı işlemeciliği ile birlikte zengin arap topraklarında bu zanaatın gelişmesiyle birlikte artık güzelliğin değil ihtişamın simgesi durumuna gelmiştir.

Tarihe baktığınızda dünyadaki bir çok savaşın ana nedenlerinden biri de altın ve değerli taşların ihtişamlığından kaynaklandığını görürsünüz. Fakir ülkelerde yaşayan halk, genelde zengin olmak ve paha biçilemez takılara sahip olabilmek için silahlar kuşanarak katliamlar yapmıştır. Zengin olan ülkelerin krallıkları zenginlik göstergesi olan altın ve değerli taşlardan süslemeli olan taçlar giymeyi gelenek haline getirmişlerdir. İhtişam ve kuvvetin göstergesi halini alan altın ve değerli taşlar artık bir ülkenin zenginliğini göstermeye başlamıştır. Bununla da kalmayıp insanın benliğinin içine girmeye başlamıştır. Krallar altın ve değerli taşlarla süslenmiş taçlar, yüzükler ve asalar ellerine alırken, kadınlarda güzelliklerinin ve asaletliklerini gösteren taç ve değerli taşlardan süslenmiş kolye, bilezik, yüzük, ve elbiseler giymeyi adet haline getirmişlerdir. Askeri yönden baskı yapamayan ülkeler zenginliklerini göstererek baskı unsuru haline getirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, çöküş devrinin son yüzyılını bu şekilde diğer imparatorluklara karşı güçlü ve kudretli halini göstermeyi başarmıştır.

Bu zengilik göstergesi olan altın ve değerli taşlar "umuda yolculuk" ülkesi olan Amerika'nın oluşumunu bile sağlamıştır. Herkes "altın vadisi" olarak tanımladığı ve bir çok ülkeden insana umut kapısı olan Amerika'da altın cevherleri bulacakları umuduyla buraya göç etmişlerdir. Göç sayısı o kadar fazla oldu ki, ABD'nin yerlilileri olan Kızılderililer ve diğer yerli halk bu sayı arasında azınlık durumuna düşmelerine neden olmuştur. Böyle oluncada her ülkenin ve her insanın başına gelebilecek tehlikelerin "yağmalamalar, şiddet.." doğmasına neden olmuştur. Şu anda dünyamızda petrol ve enerji kaynaklarının zenginlik asaleti göstergesi görünse bile, altın ve değerli taşların yanında yine hiç görünüyor. Bir ülkenin zenginliği hazinesindeki altın ve değerli taşların çokluğuyla ölçülmeye devam edilmektedir. Yani paranın karşılığı altının olması gerekiyor.

Bazı inanışlara göre, Kadın dünya'ya gelen en güzel yaratık veya varlıklardan biri olarak sayılır. Bu nedenledir ki her türlü objenin yanında kadının varlığı güzel göstermesini veya dikkat çekmesini sağlamaktadır. Bu deyimi dikkate alırsak eğer reklamlarda kadın objesinin kullanılmasının nedenin ortaya çıktığını görürüz. Kadını kudretiyle ve güzelliğiyle hapseden ise takı ve değerli taşlardır. Kadını dünyasından koparan ve güzelliğine güzellik katan takı yani altın ve değerli taşların esir etmesinin ana nedenin ne olduğu hala araştırılıyor. Dünyada iki varlığın değerli taşlar ve altına tutkunmuş, birincisi kadın, ikinci ise kargalardır. Her ikisi de altın ve parıltılı eşyalara meraklıdır. Yine bu iki canlının altın ve değerli taşları elde etmek için ihtiras ve hırsını kullandığı görülmektedir.

Bir rivayete göre; Zenginlikler ülkesi olan 'Kalk' devletinin ikiz prensesi var. Bu prenseslerin karakterleri birbirlerinden farklıymış. İkisi de zenginliği, ihtişam ve gösterişi severmiş. Kalk ülkesinin kralı kızlarını evlendirmeye karar vermiş. Tabii öyle bir prens bulması gerekiyor ki kızlarını yönetmesi gerektiği için akıllı olmalarını istemiş. İşte böyle bir ferman yayınlamış tüm dünyaya.. Ülkelerden prensler gelmiş ve Kalk ülkesinin kralı karşısında sıralanmışlar. Kıral, iki biricik kızını prenslerin karşısına çıkartmış. Prensesler ise güzellikleriyle adeta prensleri büyülemişti. Sıra seçime geldi. Prensesler ve prensler kendilerine uygun eşleri seçtiler. Zenginliği ve hoş görüsüyle ünlü olan Kalk ülkesinin kralı, kızlarını ve eş adayı olarak seçtikleri prensleri huzuruna çağırmış. Kızlarına sormuş, "bu prensin neleri hoşuna gitti de seni kendine bağlamış?"... Kızlardan biri "Kralım, prensin elinde bulunan altın çerçeveli cam kavanozun içinde bulunan ışıltı su ve rengarenk bulunan taşlar. Bu ikisinin güzelliği beni etkildi. Aynı zamanda prensin bana, "su, altın ve değerli taşlar sevgimizin saflığını ve güzelliğini göstermektedir. Dünyada huzuru ve mutluluğu ancak böyle yakalarız. Aşkımızı bunlar süslesin ama gönlümüzü sevgi, hoşgörü ve dürüstlük tamamlasın" demesi ilgimi çekti. Diğer kızına aynı soruyu sordu, "bu kızıda sevgimizi ancak altın değerli taşlar süsler, zenginlik olmazsa hiç birşey olmaz. Prenste aynı cevabı verir"... Kral da bu cevaplar üzerine, "hepiniz üzerinizdeki takıları çıkarın ve masanın üzerine koyun" dedi. Prens ve prensesler üzerindeki takıları çıkarttınca olanlar oldu. Zengiliği ve takıyı seçenler karga olup diyaralara kaçtı. Diğeri ise elindeki suyu yere boşaltınca yerler yarıldı.. Tüm altın ve değerli taşlar toprak ve su altına doğru gitti... Büyük bir dehşet yaşandı bir süre sonra bütün sarsıntılar durdu ve kral genç çifte yöneldi, "zengiliklerin hepsi suyun ve yerin altında. Elinizde kalan sadece sevginizdir. Altın ve değerli taşlar kötülüğün ve güzelliğin örtüsüdür. Bu yüzden dünya var oldukça takı ve taşlar güzelliğin simgesi, ihtişamın da göstergesi olacaktır" diye öğüt verir. Rivayet günümüze kadar gelmiştir. İhtişam ve güzelliğin simgesi hala altın ve takıdır..

değerli taşların tarihi ve özellikleri

DEĞERLİ TAŞLAR
DOĞANIN gerçek bir mucizesi. Buna rağmen, bilimadamları ve jeologlara göre pırlantanın oluşumu içinde her zaman bir gizem vardır. Bugün, pırlanta sadece geleneksel olarak uygun görüldüğü nişan yüzüklerinin değil, her türlü özel kutlamanın, yıldönümlerinin, doğumgünlerinin, bir bebeğin doğumunun, hatıra hediyelerinin ya da en basitinden aşkın ifadesinin bir parçasıdır. Sevgi ve duygunun en güzel anlatım biçimidir. Pırlanta adını yunanca yenilmez ve karşı kanulamaz anlamına gelen “adamas” sözcüğünden alıyor. Keşfedildiğinden beri mükemmellik ve hayranlığı simgeliyor. Yunanlılar için, tanrıların göz yaşları ya da yıldız tozları olan pırlanta ender bulunması ve sertliği nedeniyle sihirli özelliklere sahip bir taş olarak kabul edilmiş.

XV. yüzyıla kadar krallara özel olan, onların güçlerinin, cesaretlerinin ve yenilmezliklerinin sembolü kabul edilen pırlantalar, geçen zamanla birlikte şimdi, aşkın işareti, ölümsüz aşkın sembolü haline gelmiş. Bir pırlantanın oluşumu başlı başına bir mucize. Oluşumu içinde bu en sert ve en basit mineral, aslında karbonun saf halinden başka bir şey değil. Milyarlarca yıl içerisinde ısı ve volkanik basıncın etkisiyle karbon pırlantaya dönüşüyor. Daha sonra volkanik baskı bacalar oluşturarak pırlantaların yer yüzüne çıkmasına neden oluyor. Eski Roma’da tanrının gözyaşları olduğuna inanılırdı pırlantanın. Bir diğer inanışa göre ise, Eros’un okunun ucundaki taştı. Kalbi hedeflediği için... Yüzyıllardır pek çok değer atfedilmiş pırlantaya; güç, görkem, kutsallık... Yeryüzünün en sert, en dayanıklı ve en parlak maddesi olan elmasın kötülüklerden kurtardığınada inanılıyor. Pırlanta günümüzde en çok belki Afrika’da bulunuyor ama dünyanın hemen hemen her kıtasını dolaşıyor. Birçok sanatçının elinden geçiyor ve mücevhere dönüşüyor. Çok büyüleyici tasarımlar ortaya çıkıyor. Özellikle İtalya’da, olduğu belirtilirken de Türkiye'de de bu zanaat gelişmiştir.
Elmas ile Pırlanta aynıdır. Arasındaki tek farkın ise taşın doğadaki hali elmasın işlenmiş halinin pırlanta olmasıdır. Türkiye’de elmas olarak bilinen taş da pırlanta kesiminden farklı bir kesim. Bizim elmas diye tanımladığımız taşın üzerinde 37 yüzey var ve altı da düz. Pırlanta kesimde ise 57 yüzey var. Elmas ve pırlantanın özü aynı sadece farklı kesimler sözkonusu.

Pırlanta doğada rengarenk bulunmaktadır. Bu değerli taşın rengi, bünyesinde varolduğu düşünülen büyülü işlevin belirtisi olarak kabul edilirdi; kırmızının kan ve ten, yeşilin bitki örtüsünü belirtmesi, ametistin şarap renginin sarhoşluktan korunmakla özdeşleştirilmesi gibi. Aşağıda verilen listenin geniş kapsamlı olması amaçlanmamış, sadece en çok bulunan mineralleri içine almıştır. Yalnızca bir düzine kadar mineral yaygın olarak kullanıldığından, bu tür yüzük taşlarının tanımlanması çok zor değildir. İşlenmiş olan eski yüzük taşlarının sadece küçük bir bölümü daha egzotik taşlarla temsil edilirler. Fakat eski Yunan ve Latin terminolojisinin, bilinen yüzük taşları ile eşleştirmek her zaman mümkün değildir. İşte size bir kaç taş ve isimleri;
Agat (akik) : Kahverengi, sarı, kırmızı ve gri gibi farklı renklerde olabilen, dalgalı bantlara sahip kalsedon çeşidine denir. Zıt renklerdeki benekleri ve paralel küçük çizgileri ona çekici bir hava verir. Yüzük taşları işlemesinde kullanılan agat üzerindeki değişik bantlar, düz ve yatay değil de düzensiz ve dikey olduğu için, sardoniks, nikola veya oniks'ten farklıdır.

Ametist : Şeffaftır, rengi koyu mordan açık leylak rengine kadar değişir. Renk genellikle, taş içerisinde aynı tonda dağılmamış olup, bazı bölümler daha açık, bazıları ise daha koyudur. Taşı takanın, içkinin sonraki etkilerine karşı bağışıklık kazandığına dair inanca dayanmakta olan ismi, Yunanca 'sarhoş değil anlamına gelen kelimeden türemiştir.

Jasper : En yaygın renkleri kırmızı, turuncu ve sarı olan opak bir kalsedon çeşididir. Serpiştirilmiş kırmızı noktalar içeren yeşil bir çeşidi de, yaygın olarak kantaşı veya heliotrop olarak adlandırılır. İ.S. 2. Ve 3. Yüzyıl Roma yüzük taşlarında, sarı ve özellikle kırmızı jasper taşları çok moda olmuştu. Aynı dönemde beyaz, kahverengi, sarı ve siyah küçük parçalar içeren benekli taşlar da ara sıra kullanılmıştır.

Karnelyan (cornelian) : Kalsedonun yarı şeffaf, kırmızı çeşidi olup, koyu kırmızıdan altın sarısına kadar tonları olabilir. Bu isim kızılcık ağacının kırmızı çekirdeği olan Latince 'cornum' kelimesinden türemiştir. Diğer adı olan karnelyan isminin, genellikle doğru olmadığı düşünülür ise de, yanlış etimolojiden türetilen 'carnis' yani ten kelimesi, söylenişi daha popüler hale getirmiştir. Bazı antik örneklerin beyazımsı görünümleri ise, yüksek ısıya maruz kalmaları nedeniyledir.

Kaya kristali : Şeffaf ve renksizdir. Yalnızca İ.Ö. 1. Yüzyılda görülmüş ve Roma dönemine göre Yunan döneminde daha çok kullanılmıştır. Eskiler, kaya kristalinin suyun çok düşük ısıda donmasıyla oluşmuş bir cins taşlaşmış buz olduğuna inanırlardı, 'kristal' kelimesi de Yunanca'daki buz kelimesinden türemiştir. Plinius, Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve Orthosia civarında düşük kaliteli bir çeşidinin bulunduğundan bahseder.

Kalsedon : İçerdiği safsızlıklar nedeni ile değişik renklerde olan, ufak kristalli bir kuvars çeşididir. Kalsedon çok genel bir tanımlamadır; alışılageldiği üzere renksiz, gri ve mavi türleri bu adla anılırlar. İsim, Khalkedon şehrinden türemiştir (bugünkü Türkiye'de İstanbul'daki Kadıköy).
Plazma : Kalsedonun yeşil renkli olan çeşididir ve genellikle koyu renkli içeltiler içerir. Genelde yeşil rengi içinde bulunan krom yüzündendir. Plazma çok doğru bir tanımlamda olmayıp, aventürin, praz, krizopraz gibi farklı bazı yeşil taşlar için de kullanılabilir.
Sard : Kalsedonun yarı şeffaf kahverengi bir çeşidi olup, renkleri açık sarımsı kahverengiden, opak koyu kahverengiye kadar değişebilir. Bazen içinde koyu renkli içeltiler de gözlenir. Sard'ın karnelyandan ayrımı genellikle zordur. Karnelyan ve sard, Yunan ve Roma mühür sanatında en yaygın olarak kullanılan taşlardı. İsmi en fazla bulunduğu Lydia'daki Sardis şehrinden türetilmiştir.
Sardoniks : Kahverengi veya mavi ardalanmalı, düz bantları olan kalsedonu tanımlamak için kullanılır. Kabartma taşlar (cameos) işlemeleri için en çok tercih edilen taştır. Oymacı, tabakalardaki renklerin avantajını kullanarak, örneğin: krem renkli figürleri koyu renkli bir arka plan üzerinde gösterebilir veya taç ya da kumaşın detaylarını tasvir edebilirdi. Nikolo terimi, üst seviyesi mavi veya kahverengi ile alt seviyesi ise, koyu kahverengi olan, bantlı Roma taş oymacılığını tanımlardı. Açık renkli bantlarına atfen Yunanca el parmağının tırnağı kelimesinden gelen oniks ise, genellikle siyah ve beyaz iki bantlı tabakadan oluşmuş kalsedona verilen isimdir.

Lapis lazuli : Koyu mavidir ve bazen, pirinç sarısı renginde pirit zerrecikleri içerir. Pers ülkesi de olasılıklı bir kaynak bölge olmasına karşın, yalnızca Afganistan'da çıkarıldığından değeri oldukça yüksektir. Roma döneminde lapis lazuli, yüzük taşı olarak çok ender kullanılırdı ve örneklerin çoğu İ.S. 2. ve 3. yüzyıllara aittir.
Hematit : Koyu metalik, gri görünümlü demir oksittir. Theophrastos'a göre ismi pıhtılaşmış kan görünümünden dolayı Yunanca kan anlamındaki 'haimatitis' kelimesinden gelmektedir. İsminin diğer bir açıklaması, hematitin toz haline getirilmesiyle aldığı kırmızı renkten dolayıdır. Yunan döneminde ender olarak kullanılırdı ve çoğu örnek, büyülü oyma taşlarının yapıldığı Roma imparatorluğu dönemine aittir.

Granat (nar taşı) : Kristalleşmiş bir silikattır; şeffaftır. Renkleri koyu kırmızıdan turuncuya ve bazen mora kadar değişebilir. Bu renklere göre antik çağda farklı isimler verilirdi. Helenistik Döneme kadar kullanılmayan granat, bu dönemde moda olmuştur. Sertliği kuvarstan daha fazladır ve bu nedenle yontulması daha zordur. Plinius, Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve Orthosia şehirleri civarında çıkarıldığından bahsetmektedir. Modern ismi olan almandin, alabandina'nın bozulmasıyla türetilmiştir. Lychis denilen alev kırmızısı renkteki çeşidi, Plinius'a göre Karia'da ve Orthosia civarında bulunmaktadır. Granatlar genellikle bombeli yüzeyler şeklinde yontulurdu ve rengini açmak için ise alt tarafları oyulurdu.
Yukarıda daha önce belirttiğimiz gibi takıda sahtecilik tarih öncesine dayanmaktadır. Buna göre; camlar (sertliği 6'ya varan) antik çağlarda pahalı doğal yüzük taşlarının yerine kullanılırdı. Bazı cam taşlar, yüzük taşları gibi aynı şekilde doğrudan doğruya işlenirdi, bazıları ise, gerçek oyma ve kabartma olan doğal yüzük taşlardan alınmış pişmiş topraktan kalıplara dökülürdü. Eğer sonuç tamamen tatmin edici olmazsa, cam üzerindeki baskı, daha keskin kenarlar vermek için traşlanırdı. Sardoniks, nikolo veya bantlı agat benzeri taşları üretmek için, cam taşlar da çeşitli renklerde katmanlar içerebilirdi. Cam, opak veya yarı saydam olabilirdi. Genellikle yarı saydam olanlarında hava kabarcıkları görülürdü. Plinius'a ve diğer antik çağ yazarlarına göre, cam taşlar genellikle dolandırıcı tüccarlar tarafından gerçek taş olarak satılırdı. Bir hikayede anlatıldığına göre, İ.Ö. 1. yüzyılın ortalarında Gallus'un eşi, pahalı boncuklardan yapılmış bir gerdanlık satın almış ama bunun ucuz camdan yapıldığını anlamıştı. Sahtekar satıcı yakalanmış ve sürüklenerek arenaya götürülmüş, orada korku dolu bir bekleyişten sonra seyircilerin şaşkın bakışları altında, beklediği gibi bir aslan değil kısırlaştırılmış bir horozun karşısına çıkarılmış ve bunun suçuna uygun bir ceza olduğu söylenmiş.

tektas pirlantanin dili

Nasıl ki çiçeklerin, renklerin bir dili varsa, pırlantanın da bir dili olduğunu kaydeden Aydoğan, yüzyıllar boyunca tek taşın evlilik ve aşkı sembolize ettiğini ve insanlar tarafından bir standarda oturtulduğunu söyledi. Ölümsüz bir taş özelliği taşımasından dolayı pırlantanın aşkı ölümsüzleştirmek için kullanıldığını ve evlilik sembolü olarak tek taşın seçildiğini belirten Aydoğan, günümüzde bunun alyans olarak kullanıldığını anlattı. Kadınlara neden tek taş hediye edildiği konusunda da bilgi veren Aydoğan, nasıl ki doğadan çıkan her taş tek ise, dünyadaki her kadının da tek olduğundan hareketle, bu durumu sempolize etmek için tek taşın seçildiğini kaydetti. Tek taşın ''sen dünyada teksin'' anlamına geldiğini belirten Aydoğan, ölümsüz aşkı sembolize eden ve üç taştan oluşan Tria'nın ise ''dün, bugün, yarın seninleyim'' demenin ifadesi olduğunu kaydetti. Tek taşın evlilik teklif ederken ve evlenirken kullanıldığını, alyansın evlilik anlamına geldiğini 5 ve 7 taşın yanı sıra, sıralı taşlardan oluştuğunu anlatan Aydoğan, bunlar dışındaki taşların fantaziye girdiğini bildirdi.

Nil Karaibrahim'in bir şarkısında, özgür kadını tarif ederken ''tek taşımı kendim aldım, tek başıma kendim taktım, girmesinler havaya'' dediği gibi, pırlanta veya elmas takmak isteyen yalnız bayanların fantazi tabir edilen pırlantalara yönelebileceklerini söyleyen Aydoğan, pırlanta fiyatları konusunda da bilgiler verdi. Aydoğan, 0,50 karatlık bir tek taşın ortalama fiyatının 1300 dolar, 1 karat trianın fiyatının da 2 bin 500 dolar civarında değiştiğini kaydetti.